Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat

Her yıl binlerce insan trafik kazaları sebebiyle yaralanmakta veya hayatını kaybetmektedir. Sadece 2019 yılında Türkiye genelinde meydana gelen 418 bin 488 trafik kazasında 2 bin 524 kişi hayatını kaybederken, 285 bin 638 kişi yaralanmıştır. İşte bu kadar yüksek oranda trafik kazasının meydana gelmesiyle birlikte, araç değer kaybı veya kazanç kaybı gibi zararların yanında, trafik kazası sebebiyle tazminat davaları da ortaya çıkmaktadır.

Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat Davasını Kimler Açabilir?

Trafik kazasının meydana gelmesinden sonra akıllara gelen ilk soru, trafik kazası sebebiyle tazminat davasını kimin açabileceğidir. Bu davaların açılmasında ilk akla gelen davacı grubu, ölenin desteğinden yoksun kalanlar olacaktır.  Bu kişiler sınırlı sayıda belirtilmemekle birlikte genel kabule göre eş, çocuklar ve anne ile babanın bu kişiler olduğu varsayılır. Desteğin olup olmadığı, ölüm durumunda destekten yoksun kalındığının ispatı taraflara, bu konudaki takdir hakkı ise hakime düşecektir.

Eşler yaşam süresine göre destek alabilirken, çocuklar reşit olana kadar geçecek süreyle sınırlı olmak üzere tazminat hesabına dahil edilir. Ancak öğrenim gören çocuklarda bunun değerlendirmesi ayrı yapılacaktır.

Ölen kişi evli değilse bu durumda destekten yoksun kalanlar anne ve baba olacaktır ancak bu konuda kesin sınırlar çizmemek gerekir. Ölen kişi evli olsa bile anne ve babanın iaşesini de karşılıyorsa bu durumda anne ve babanında destekten yoksun kaldığı varsayılır.

Bu kişiler dışında destekten yoksun kaldığı iddiasında bulunan kimseler, bu desteğin varlığını ispat etmek şartıyla trafik kazası sebebiyle tazminat davasında davacı olabilirler.

Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat Davası Kime Karşı Açılır?

Trafik kazası sebebiyle tazminat davası açılırken davalıların belirlenmesi önem arz etmektedir. Kime karşı dava açılacağı belirlenmeden dava açılmaması gerekir. Peki trafik kazası sebebiyle tazminat davasında davalı taraf kimdir?

Araç Sahibi ve Aracın İşletenleri

2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu 3. Maddesinde yer alan tanıma göre,  “İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır”.   Bu tanıma göre asıl işleten sicilde kayıtlı olan kimsedir ancak ikinci cümlede de belirtildiği üzere, aracın bir başkası tarafından işletildiği ispat edilirse artık o kişi işleten sayılacak ve davalı olacaktır.

Yine aynı Kanunun 85. Maddesinde yer alan hüküm gereğince, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.

Sonuç olarak aracı işletenler, işleten sıfatını haiz müesseseler, uzun süreli kira, rehin veya ariyet alanlar, motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunanlar, yarış düzenleyicileri, motorlu araç kullanan devlet ve kamu kurumları, aracı çalan veya gaspedenler işleten olarak davalı konumunda olabilecektir.

Sürücüler ve Yardımcı Kişiler

İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.(KTK:85/Son). Bu maddeye göre sürücünün veya yardımcısının sorumluluğu kusur sorumluluğu olacaktır. Araç sürücüsü veya yardımcısı kazanın meydana gelmesinde kusurlu değilseler sorumlulukları da doğmayacaktır. Bu kişilerin kusurlarının varlığı halinde, işletenle birlikte müteselsil sorumlulukları doğacaktır. Ancak işletenin sorumluluğu tehlike sorumluluğuyken, araç sürüsü ve yardımcının sorumluluğu kusur sorumluluğudur

Sigorta Şirketi

İşletenler trafiğe çıkan her araca “zorunlu mali sorumluluk sigortası” yaptırmakla yükümlüdür Geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilecektir. Trafik kazası sebebiyle açılacak olan tazminat davasında sigorta şirketi, işletenlerle birlikte müteselsil sorumluluk kapsamında bu zarardan sorumlu olacaktır.

Trafik kazası sebebiyle tazminat davasında, davalı belirlenirken özellikle müteselsil sorumluluğun varlığına dikkat edilmelidir. Müteselsil sorumluluğun varlığında, davacı taraf  sorumlulardan istediğine başvurabilir veya hepsini davalı olarak gösterebilir. Tüm davalılar, tazminatın tamamından sorumlu olacaklardır. Sigorta şirketleri de teminat altına aldıkları poliçedeki sınırı aşmamak şartıyla, zararın tamamından sorumludur.

Trafik Kazasında Ölüm veya Yaralama Meydana Gelmesi Halinde Açılacak Davalarda Neler Talep Edilebilir?

Ölümlü trafik kazası meydana gelmesi halinde, geride kalan ve ölenin desteğinden yoksun kalanların zararı doğmaktadır. Bu zarar hem maddi hem de manevi zararlar olabilir. Ölenin desteğinden yoksun kalanların uğramış oldukları bu doğrudan zararın giderilmesi dava yoluyla olacaktır. Ölen kişinin yakınları gerek parasal gerekse para dışı maddi yardımların tamamını talep etme hakkına sahiptir. Ölenin düzenli olarak yapmış olduğu yardımlarda bu konuda maddi tazminatın konusu olabilecektir. Genel olarak şunların istenebileceği belirtilmektedir:

  • Manevi tazminat: Ölenin yakınları ölüm neticesinde duydukları elem, acı ve ızdırap duyguları nedeniyle manevi tazminat talep edebilirler.
  • Ölenin her türlü cenaze gideri,
  • Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri,
  • Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

Ölenin çok büyük malvarlığı olsa ve bu malvarlığı desteğinden yoksun kalanlara kalsa dahi, destekten yoksun kalanlar ölenin varlığı, çalışmasını  ve bedeni ve fikri çalışmasını   yitireceklerinden tazminat talep etme hakları doğacaktır. (Ör.Yrg.:4. HD. 13.06.2002, 4903-7347)

Sonuç olarak ölümlü trafik kazalarında ölenin desteğinden yoksun kalanların, ölenle olan ilşkileri belirlenecek ve tazminatın ölçüsü ölenin gerçek desteği üzerinden olacaktır. Ölenin mesleği veya kazancı belli değilse tazminatın hesabı asgari ücret üzerinden yapılacaktır.

Trafik kazası sebebiyle açılacak tazminat davalarında, bedensel zararlar nedeniyle maluliyet meydane gelmişse, uzuv kaybı yaşanmışsa, tazminat talep edilebilecektir. Yaralamalı trafik kazası meydana geldiğinde Borçlar Kanunu 54. Madde gereğinc talep edilebilecek zararlar şunlardır:

  • Tedavi giderleri,
  • Kazanç kaybı,
  • Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar,
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır.
  • Trafik kazası sonrası ölüm olmamış ama ağır yaralanma hali söz konusuysa, yaralanan kişinin yakınları da Borçlar Kanunu 56/2 gereğince uygun bir miktar manevi tazminat talep edebilirler.

Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat Davasında Manevi Tazminat Nasıl Belirlenir?

Trafik kazaları sonrasında maddi zararlar karşılanmış olsa dahi, bu aşamada kişilerin yaşamış oldukları acı ve endişenin yani manevi zararın giderilmiş olduğu söylenemeyecektir. İşte bu durumda ortaya çıkan manevi zararında giderilmesi, kişilerin uğradığı zararın tatmin ve telafisi gerekir. Bu giderme, Borçlar Kanunu 56. Maddesinde düzenlenmiş ve trafik kazası neticesinde bedensel bütünlüğü zedelenen kişinin manevi tazminat talep edebileceği belirtilmiştir.

Aynı kanun maddesinin 2. Fıkrasında, ağır bedensel zarar geçiren veya ölen kişinin yakınlarının da manevi tazminat talep edebileceği belirtilmiştir.

Hakim manevi tazminatı belirlerken olayın özelliklerini gözönünde bulunduracak, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını inceleyerek buna göre hüküm kuracaktır. Bu tazminat manevi tazminatın ruhuna uygun olacak şekilde, caydırıcı özelliğinde olmalı ancak hiçbir zaman bir tarafın zenginleşmesine sebep olmamalıdır. Manevi tazminatın amacı zenginleşme değil, ortaya çıkan manevi zararın tatmin edilmesi, ortadan kaldırılmasıdır.

Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Görevli Mahkeme

Trafik kazalarında ölüm veya bedensel zararlardan doğan davalarda kural olarak asliye hukuk mahkemeleri görevlidir.  Trafik kazalarında açılacak dava sigorta şirketine dahi açılacak olursa, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Taraflardan birinin tacir olması sonucu değiştirmez. Trafik kazası tacir sıfatına bağlanan sonuçlar arasında değerlendirilemez ANCAK Yargıtay’ın sigorta şirketlerine karşı açılacak davalarda Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu yönünde kararları ağırlıktadır.

Bunun dışında yolcu taşıma gibi bir durumda, yolcu taşıma ticari bir iş olacağından açılacak dava ticari davadır. Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Bunun dışında kazaya karışan araç kamu idaresine ait araç dahi olsa, bunlara karşı açılacak davalarda da “asliye hukuk mahkemeleri” görevlidir.

Yetkili Mahkeme

Trafik kazası sebebiyle tazminat davalarında genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak trafik kazası neticesinde açılacak tazminat davalarında birden fazla yetkili mahkeme vardır.

Davacı kimse, trafik kazasının meydana geldiği, zararın ortaya çıktığı veya zararın çıkma ihtimalinin olduğu yerde davasını açabilir(HMK:16 gereğince).

Yine davacı kimse genel yetki kuralından ayrılarak, kendi yerleşim yerinde de bu davayı açabilir.

Davalılardan birinin yerleşim yerinde de davayı açabilir(HMK:6).

Bunların dışında, Karayolları Trafik Kanunu m.110/2 gereği, “motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir”.

Trafik Kazası Sebebiyle Tazminat Davası Hangi Süreler İçinde Açılır?

Trafik kazaları sebebiyle açılacak davalarda zamanaşımı süresi Karayolları Trafik Kanunu 109. Maddesi gereğince 2 ve 10 yıllık sürelere bağlanmıştır. 2 yıllık süre tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenildiği tarihten itibaren başlarken, herhalde geçmesi gereken 10 yıllık süre ise kazanın meydana geldiği tarihten itibaren başlayacaktır.

Trafik kazası neticesinde aynı zamanda ceza sorumluluğunu gerektiren bir suç işlenmiş olması halinde, ceza fiili için öngörülen süre 2 ve 10 yıllık sürelerden fazla ise artık bu süreler değil, ceza fiili için uygulanacak zamanaşımı süreleri geçerli olacaktır. Ceza zamanaşımı süreleri Türk Ceza Kanunu 66. Maddesine göre belirlenecektir.

Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır (KTK:109/3).

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar(KTK:109/4).

YARGITAY KARARLARI

Rücu İlişkisinde Görevli Mahkeme
17. Hukuk Dairesi   2016/17475 E.  ,  2019/9220 K.

Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın
ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1 maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3 maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.
Somut olayda, davacı …, Yönetmeliğin 16. maddesinde sayılan hallerde ödediği tazminatı sorumlu davalıya rücu etmektedir. Davalılar gerçek kişi olup uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmaktadır.
Bu durumda uyuşmazlığın genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girerek karar vermesi doğru görülmemiştir.

Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi
Hukuk Genel Kurulu 2017/1100 E. , 2019/593 K.

Kural olarak davalı sayısının birden fazla olması hâlinde dava bunlardan birinin mahkemesinde açılabileceği gibi haksız fiilin meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabilir. Diğer taraftan olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde sigorta yapan şirket ile işleten ve sürücü aleyhine dava açılması hâlinde davalılardan birinin ikametgâhı mahkemesinde açılabileceği gibi kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde de açılabileceğine dair düzenleme yer almaktadır. Hem HMK’nın 7. maddesinde hem de olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinde yer alan yetki kuralı kesin yetki kuralı olmayıp, davacıya tanınan seçimlik hak olduğu hususu gözden kaçırılarak yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.

Birden Fazla Yükümlü Varsa Müteselsil Sorumluluk Doğacaktır
Hukuk Genel Kurulu  2013/2441 E. , 2015/1541 K.

88/1 nci maddesi uyarınca bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zararlardan dolayı, birden fazla tazminat yükümlüsü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur hükmü uyarınca trafik kazası olayı nedeniyle müteselsilen sorumluluk söz konusu olup, KTK.’nun 91 nci maddesi uyarınca işletenin mali sorumluluğunu üstlenen trafik sigortacısı da anılan hükümler uyarınca müteselsil sorumlulardan birisidir.
Bu itibarla, kazaya neden olan her iki aracın zorunlu mali sorumluluk sigortalarının ayrı ayrı poliçe limitlerinin toplamı esas alınarak, her bir sigortanın kendi sigortalısının kusuruna göre ve toplam gerçek destek zararları karşılanana kadar ayrı ayrı kendi limitlerine göre sorumlu oldukları gözetilerek hüküm kurulması gerekir.

Av.Ali Bayram YILDIRIM

Sosyal Medyada Paylaş

Sosyal Medya Hesaplarımız

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: