Koronavirüs Tedbirlerinin Sözleşmelere Etkisi

İlk olarak Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktığı iddia edilen Covid-19 kısa sürede ülke geneline ve oradan da tüm Dünya’ya yapılmıştır. Birkaç ay içerisinde ülkelerin tamamını etkisi altına alan ve bir anda binlerce insanın ölümüne sebep olan bu hastalık bir anda sarsıcı tabloların oluşmasına sebep olmuştur. koronavirüs tedbirlerinin sözleşmelere etkisi .

Ortaya çıkan bu tablonun gittikçe kötüleşmesi üzerine Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 20201  itibariyle bu salgını “pandemi2” olarak ilan etmiştir. Hastalığın “pandemi” olarak ilan edilmesinin ardından ülkeler bazında önlemler alınmaya veya alınan önlemler sıkılaştırılmaya başlanmıştır. Hastalık sebebiyle alınan önlemler ve ortaya çıkan tablo neticesinde binlerce insan zor, işini kaybetmiş veya daha ağır travmatik sonuçlar ile karşı karşıya kalmıştır. İşte ortaya çıkan bu sonuçlar sebebiyle taraflar arasında yer alan sözleşmelerin ifasında güçlükler veya ifa imkansızlıkları ortaya çıkmıştır. Bu güçlük veya imkansızlıklara hukukun bakış açısı nedir, “Koronavirüs Tedbirlerinin Sözleşmelere Etkisi” nedir bunun belirlenmesi gerekir.

Bu tarz durumların ortaya çıkması hemen hergün karşılaşılan meseleler olmadığından, konuyla ilgili kanuni hükümler bulunmakla birlikte, güncel karar veya çalışmalar bulmakta zorlaşmaktadır. Bu konuda en azından fikir vermek adına kısa bir çalışma yapma gereği doğmuştur.

Covid-19’un Hukuksal Olarak Niteliği Nedir?

Salgın hastalıklar tarihin her döneminde ortaya çıkmakta ve belirli aralıklarla tekrar etmektedir. Salgın bölgesel ve kısa süreleri olabileceği gibi Covid-19 gibi Dünya çapında ve yıkıcı etkileri olan salgınlarda olabilmektedir. Pandemi ilan edilen Covid-19’un sözleşmelere etkisi çok büyük olduğundan, öncelikle salgının hukuksal anlamda ne olduğunun tespiti gerekir. Bu tarz durumları tanımlamak adına karşımıza iki hukuksal kurum çıkmaktadır, mücbir sebep ve beklenmedik hal. Çoğu zaman aynı anlama gelen ifadeler gibi görünse de, nitelik ve sonuçları itibariyle farklı kavramlardır.

Mücbir Sebep

Borçlu tarafından bilinmesi imkansız olan ve borçlunun faaliyet alanı ve tasarrufu dışında gerçekleşerek borcu imkansızlaştıran, sona erdirip yapılmasını imkansız kılan olayların tümüne mücbir sebep denir. Mücbir sebep halinde tarafların bunu önceden bilmesi, önlem alması beklenemez. Önceden bilinebilen veya belirli aralıklarla tekrar eden durumlarda mücbir sebebin varlığından söz etme olanağı yoktur. Sürekli çığ düşen bir alana yapılan tesislerinin çığ düşmesi sebebiyle zarar görmesi halinde, borçlunun mücbir sebebe dayanması mümkün değildir. Sürekli olarak düşük miktarlarda yağmurun yağdığı bir alanda uzun yıllar sonra gerçekleşen bir sel felaketi sonucunda ekili alanların tamamen kullanılmaz hale gelmesi sonucu meydana gelen zararda, mücbir sebebin varlığından söz edilebilir.

Beklenmedik Hal

Borçlunun kaçınamayacağı, iradesi dışında ortaya çıkan ve borcun ifasına engel olan olay olarak tanımlanmaktadır. Mücbir sebebe göre daha hafif durumlar için tanımlanmaktadır. Mücbir sebepte borcun ifası tamamen imkansızlaşmakta ancak beklenmeyen halde, borç, sadece borçlu açısından ifa edilemez hale gelmektedir. Beklenmeyen halde borcun ifasını engelleyen hal, borçlunun tasarruf alanındaki durumda meydana gelmekte mücbir sebepte ise kişiler üstünde gerçekleşen durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Covid-19’un Dünya’da pandemi olarak ilan edilmesi ve ardından gelişen olaylar sebebiyle sözleşmelere etkisini ne olarak değerlendirmek gerekir? Bunun için Covid-19’un kendisine bakmakta fayda vardır. Covid-19 insanların iradeleri dışında ortaya çıkan ve tüm ülkeleri etkisi altına alan, 2020 yılı başlarından beri yıkıcı etkileri olan bir hastalıktır. Hastalıkların etkisini ve yine devletlerin bu yönde aldığı tedbirler neticesinde meydana gelen zararları ve sözleşmenin ifasını engelleyen halleri kişilerin iradesine bağlama şansımız bulunmamaktadır. Bu yüzden kişilerin irade alanı dışında meydana gelen bu durumu, somut olayın özeliklerine göre değerlendirmekte fayda vardır. Bir kimse için mücbir sebep olarak değerlendirelecek meseleler bir başkası için beklenmeyen hal olabilir veya hiçbir etkisi de olmayabilir. Tek geliri kafeye gelen müşterileri olan işletmecinin yüksek miktardaki kirası için mücbir sebebin varlığından söz edilebilecekken, bir maske üreticisi için bu şekilde değerlendirme yapılamayacaktır.

Mücbir Sebep veya Beklenmedik Halin Genel Olarak Sözleşmelere ve Borca Etkisi Nedir?

Türk Hukukunda genel olarak taraflar arasında yer alan sözleşmeler tarafların özgür iradesine bağlanmıştır. Sözleşme içeriğinin hukuka ve ahlaka aykırı olmaması halleri dışında bu iradeye müdahale edilmemesine özen gösterilmiştir. Hukuk düzeni taraflara bu özgürlüğü tanımakla birlikte, yapılacak sözleşmelerde kişilerin mahvına engel olmak adına bazı koruyucu düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemelerin başında ifa güçlüğü ve ifa imkansızlığı  olarak karşımıza çıkan Borçlar Kanunu 136 ve devamı maddeleri yer almaktadır. Bu hükümler yine tarafların özgür iradesini esas almakla birlikte, sözleşmelerde konuyla ilgili hüküm bulunmaması halinde devreye girecektir. Niteliği itibariyle yedek hukuk kurallarından olan bu hükümler “tamamlayıcı hukuk kuralları” olarak karşımıza çıkmaktadır.

TBK MADDE 136

Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere, borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hale gelmişse borç sona erecektir. Bu durumda iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmeyse hem alacaklı için hem de borçlu için borç ortadan kalkacaktır. Ani edimli bir sözleşmeyse sözleşmeden dönme, sürekli edimli bir sözleşmeyse fesih hakkı doğacaktır. Bugün bir mal alışverişi ani edimli bir sözleşme olarak karşımıza çıkar. Malı satışı yasaklanmışsa bu durumda malı tedarik edecek borçlu taraf için mücbir sebebin varlığından söz etmek gerekir. Borçlu bu halde ifa imkansızlığıyla karşı karşıya kalacak ve TBK:136 hükmü uygulanabilecektir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda hüküm varsa sözleşme iradesi esas alınacak ve sözleşmedeki hüküm uygulanacaktır.

Yine madde metninde yer aldığı üzere, borcun ifası imkansız olsa dahi borcundan kurtulan tarafın sorumluluğu, istisnai hallerle ayrık tutulmuşsa, bu durumda yine sorumluluk ortadan kalkmayacaktır. Örneğin: Taşınır satışı karşılıklı iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerin başında yer alır. Bu sözleşmelere göre taşınırın yarar ve hasarı zilyetliğin devriyle karşı tarafa geçecektir. Malın tesliminden sonra malın yanması, yok olması, mücbir sebepten hasara uğraması vs. hallerde artık satıcının sorumluluğuna gitme olanağı yoktur. Ancak alıcı malı teslim almada temerrüde düşmüşse, bu durumda mücbir sebepten kaynaklanan zarardan artık alıcı sorumlu olacaktır. X firması tonlarca maske kumaşının satışı konusunda alıcı Y firmasıyla anlaşmıştır. Bu satışın ifa edileceği tarihte Y firması mallarını almamıştır. Bu tarihten sonra yetkililerin mallara Covid-19 kapsamındaki tedbirler neticesinde el koymuş olsa ve malların üzerine düşen yıldırım neticesinde çıkan yangında yanması olayında, yarar ve zarar alıcıya geçtiğinden satıcının sorumluluğu kalkmış olacaktır.

TBK MADDE 138

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

Olağanüstü hallerin sözleşmelere etkisiyle ilgili bir diğer genel hüküm TBK m.138’de bu şekilde düzenlenmiştir. Bu madde TBK m.136’dan farklı olarak borcun tamamen imkansızlaşması değil, borçlunun borcun ifa etmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olması halini düzenlenmiştir. Aşırı ifa güçlüğü sebebiyle sözleşmenin uyarlanması özellikle sürekli edimli sözleşmelerden olan kira sözleşmelerinde karşımıza çıkacaktır.

Buna göre aşırı ifa güçlüğü sebebiyle hakimden sözleşmenin yeni şartlara uyarlanmasını talep etme hakkı ancak borcun ifa edilmediği aşamada istenebilecektir. Borç ifa edilmişse artık uyarlama talep etme imkanı yoktur. İfa edilmiş ancak ifa güçlüğü sebebiyle haklar saklı tutulmuşsa, bu durumda da hakimden müdahale talebinde bulunulabilir. Uyarlama mümkün olmayacaksa borçlu sözleşmeden dönebilir(eser, satış sözleşmesi gibi ani edimli sözleşmelerde) veya fesih(kira, sürekli hizmet edimli sözleşmelerde) hakkı kullanabilir.

Sonuç olarak taraflar arasındaki sözleşmenin ifası beklenmeyen bir hal sebebiyle imkansız hale gelmişse veya ifası aşırı güçlüğe sebep olacaksa hakimden, sözleşmenin sona erdirilmesini veya yeni hale uyarlanması istenebilecektir. Bunun için;

  • Meydana gelen olayın sözleşmenin yapılmasından sonra ortaya çıkması,
  • Taraflar arasındaki dengenin aşırı şekilde bozulmuş olması,
  • Hakimin müdahalesini talep edenin kusurunun veya sorumluluğunu gerektiren özel bir sebebin olmaması,
  • Yeni haller karşısında ifanın borçludan beklenmemesi,
  • Edimlerin henüz ifa edilmemiş olması gerekir().

Kira Sözleşmeleri Bakımından İfa İmkansızlığı ve Sözleşmenin Uyarlanması

TBK m.299 kira sözleşmesini “kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme…” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre kira sözleşmesi karşılıklı borç doğuran, sürekli edimler içeren bir sözleşmedir. Kira sözleşmeleri meydana gelen olağanüstü hallerde uyarlanma hususlarının en çok karşılaşılacağı konuların başında gelecektir. Serbest piyasada meydana gelen çalkalanmalar en çok kiracıları ve özellikle işyeri kirasında olan kimseleri etkilemektedir. Tüm Dünya’yı etkisi altına alan Covid-19’un kira sözleşmelerine etkisi de mutlaka olacaktır.

Ülkemizde alınan tedbirler kapsamında İçişleri Bakanlığınca tedbirler yayımlanmış ve  umuma açık istirahat ve eğlence yerleri olarak faaliyet yürüten ve vatandaşlarımızın çok yakın bir mesafede bir arada bulunarak hastalığın bulaşma riskini arttıracağı gerekçesiyle; tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları (atari, playstation vb.), her türlü kapalı çocuk oyun alanları (avm ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, spa ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine 16.03.2020 pazartesi saat 24:00 itibariyle durdurulmuştur4.

Yayımlanan genelgelerden sonra, ödemelerinin tamamı işyerinin çalışmasına bağlı olan kafe,bar, düğün salonu gibi mekanların işyeri kiralarını ödeyememe hali ortaya çıkmıştır. İşyeri sahiplerinin kira talep etmesinde hukuken bir engel yoktur ancak kiracının elinde olmayan bir sebepten bunu ödeme şansı da bulunmayacaktır. Kiracılar bu durumda borçlarını ifa etmemiş olmak şartıyla Borçlar Kanunu 138 bağlamında hakimden sözleşmenin uyarlanmasını talep edebilecektir. Alınan tedbirlerin ne kadar süreceği ve bu kapsamda işyerlerinin  daha ne kadar kapalı kalacağı bilinmediğinden, hakimin sözleşmedeki edimleri uyarlaması mümkünse uyarlama, bu mümkün değilse sözleşmeyi ortadan kaldırma kararı vermesi gerekecektir.

Yine TBK m.331’de “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar”   hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Covid-19 sebebiyle alınan tedbirler kapsamında, kira ilişkisinin devamı çekilmez hale gelmişse yasal fesih sürelerine uyarak (kira döneminin sonundan önce, kira dönemi yoksa 6 aylık kira dönemleri sonu için için 3 ay önceden bildirilerek) sözleşme feshedilebilir.

Borçlar Kanununda yer alan hüküm bu olmakla beraber, bu hükmün uygulanmasının ertelendiğinin de bilinmesi gerekir. TBK m.331 hükmünün uygulanmasında 6353 Sayılı Kanun ile 6217 sayılı kanunun “Geçici 2. Maddesinde” değişiklik yapılmış ve burada yer alan 5 yıllık süre 8 yıla çıkarılmıştır. Son haliyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 331. Maddesi 01/07/2020 tarihine kadar uygulanmayacaktır. Bu tarihe kadar mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu 264. Maddesi uygulanmaya devam edecektir. Buna göre olağanüstü hallerde de olsa kira sözleşmesini fesheden taraf tazminat ödemek zorundadır. Taraflar şuan ya 264. Maddeye göre kira sözleşmesini feshedecek ya da genel hükümlere göre sözleşmenin feshi yoluna gidebilecektir.

Son olarak 23/03/2020 tarihli resmi gazetede yayımlanan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” a eklenen Geçici 2. Madde ile 1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmayacaktır. Buna göre yaklaşık 4 aylık süreç için kira bedelinin ödenmemesi halinde fesih ve tahliye sebebi yapılamayacak ancak ilgili dönemlere ait kira bedellerinin kaldırıldığı anlamını da taşımayacaktır. İlgili dönem için takip yapılmasında ve faiz işletilmesinde bir engel yoktur.

KONUYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Hukuk Genel Kurulu, E. 2002/852, K. 2002/864, T. 30.10.2002

Ekonomik şartlarda aşiri enflasyon, para değerinin büyük ölçüde düşmesi, vs nedenlerle meydana gelen olağanüstü değişiklik ve dolayisiyla taraflarin edimleri arasindaki denge önemli ölçüde sarsilmiş, edimin olduğu gibi yerine getirilmesi borçludan beklenemez duruma gelmişse doğruluk ve dürüstlük kurallari gözönünde tutularak “işlem temelinin çökmesi, ya da aşiri derecede sarsilmasi ilkesi uyarinca sözleşme yeni durumlara uyarlanabilir. Kira sözleşmelerinde b.k. 24. Maddesinin de uyarlamalarda dikkate alinmasi elbette mümkündür.  Burada ana ilkelerin yaninda şu hususun da vurgulanmasinda yarar vardir. İşlem temelinin çökmesi kavraminin uygulanabilmesi için sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olmasi gerekir

Hukuk Genel Kurulu, E. 2003/13-332, K. 2003/340, T. 7.05.2003

Taraflarin iradelerini etkileyip sözleşmeyi yapmalarina neden olan şartlar daha sonra önemli surette, çarpici, adaletsizliğe yol açan olaylarin gerçekleşmesi ile değişmişse, taraflar artik o akitle bağli tutulmazlar. Değişen bu koşullar karşisinda m.k. 2. Maddesinden yararlanilarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi imkani hasil olur. Karşilikli sözleşmelerde edimler arasindaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olmasi, borcun ifasini güçlendirmesi durumunda “işlem temelinin çökmesi” gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayin verilerine göre alacakli yararina borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararina onun tamamen veya kismen edim yükümlülüğünden kurtulmasina karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.

11. Hukuk Dairesi, E. 2001/10788, K. 2002/2578, T. 21.03.2002

Emprevizyon (beklenmeyen durum) ilkesi uyarinca, sözleşme taraflarinca üstlenilen edimlerin daha sonra önörülemeyen derecede koşullarin değişerek taraflardan biri aleyhine edimler arasi dengeyi temelden bozmasi üzerine yargicin sözleşmeye müdahalesi istenebilir. Ancak, sözleşmenin esasli unsurlarinin değiştirilmesi sonucunu doğurucu uyarlama istenemez. Somut uyuşmazlıkta da, taraflarca kira bedelinin açıklanan biçimde hesaplanması yönünde bir irade uyuşumu gerçekleştiğine göre davacı artık mahkemeden başka bir ölçüt belirlenmesini isteyemez.

Avukat Ali Bayram YILDIRIM

Avukat Eren DAĞDELEN


  1. https://www.trthaber.com/haber/gundem/dso-koronavirusu-kuresel-salgin-ilan-etti-466429.html
  2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Pandemi
  3. Medeni Hukuk, Oğuzman/Barlas, 16. Bası, İstanbul 2010
  4. https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-genelge-gonderildi

Sosyal Medyada Paylaş

Sosyal Medya Hesaplarımız

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: