İDARENİN İMAR HUKUKUNDAN DOĞAN SORUMLULUĞU

GENEL OLARAK İDARENİN SORUMLULUĞU

İdare, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde “Yönetme, Yönetim, Çekip çevirme ve Ülke İşlerinin bütünü Kamuya ilişkin hizmetlerin bütünü” olarak ifade edilmektedir. [1]

Anayasamız 2. Maddesinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Hukuk Devleti olduğu ifade edilmektedir.

Anayasamız 125. Maddesinde ise açıkça      “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Denilmekte ve devamında ise son fıkra da “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Denilmektedir.

“İdarenin mâli olarak sorumluluğunun doğması için öncelikle idareye atfedilen bir tutum ve davranışın olması gerekir. Ortada bir zarar bulunmalıdır. İdarenin tutum ve davranışı ile zarar arasında da illiyet bağı bulunmalıdır.”[2]

Günümüzde iki temel kavram olan İdarenin Kusur Sorumluluğu ve İdarenin Kusursuz Sorumluluğu kavramları idarenin sorumluluğunu açıklamaktadır.

Kusur Sorumluluğunda genel olarak ;

Hizmet Kusuru ve Şahsi Kusur olarak ayrılmaktadır.

Hizmet Kusuru genel olarak söz konusu hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi, hizmetin hiç işlememesi olarak ifade edilebilir.

Şahsi kusur ise idarenin faaliyetlerini yürütebilmesini sağlayan kamu ajanlarının kusurlarından kaynaklanan hallerden dolay meydana gelen bir sorumluluk türü olup bazı hallerde bu kişilerin işlediği fiiller idarenin sorumluluğunu doğurmaktadır.

Kusursuz sorumluluk hali ise kusur sorumluluğuna göre yeni bir kavram olup Anayasamızda yer alan Sosyal Devlet ilkesinin gereği olarak ortaya çıkmaktadır.

Hasar İlkesi, Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi ve Sosyal Risk İlkesi olarak adlandırabileceğimiz idarenin kusursuz sorumluluğunu kavramamızı sağlayan ilkeler ışığında kusursuz sorumluluk hali, İdarenin bir hizmet kusuru ya da şahsi kusurla bağlantısı bulunmasa dahi sorumluluğunu doğuran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sosyal Devlet Anlayışının kabul edildiği günümüz Türkiye Cumhuriyeti Hukuk Devletinde idarenin kusursuz sorumluluğu alanının geniş bir hakimiyet sağlayacağı ve idarenin yükümlülüklerini hem hukuka uygun hem de gözetim ve denetim yükümlülüğünü özenle yerine getirmesini gerektireceği bir durum yaratacağı gözetilmelidir.

İDARENİN İMAR HUKUKUNDAN DOĞAN SORUMLULUĞU

1.KUSUR SORUMLULUĞU

İdare, görevlerini yerine getirirken yapmış olduğu idari işlem ve eylemlerle özel hukuk kişilerinin maddi ve manevi varlıklarında zarara sebep olabilir. [3]

İşte bu zarar tamamen Hukuka uygun olarak gerçekleşebileceği gibi Hukuka Aykırı olarak da gerçekleşebilmektedir.

3194 Sayılı İmar Kanununun Amaç Başlıklı 1. Maddesinde “ Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.” Denilmektedir.

İmar Kanununda yer alan bir takım başlı başına uygulamalar mevcuttur. Bu uygulamalar,  İmar Planları Hazırlamak ve bu planlara göre ilgili programları yapmak, ( İmar Kanunu Madde 10, 18. Maddeleri) Yapı Ruhsatnamelerine aykırılık halinde verilen idari para cezaları ve ruhsata aykırılıklarda yıkım kararları, ( M.32,42) gibi idari işlemleri gerektiren uygulamalar sonucunda idare özel hukuk kişilerinin Mülkiyet hakkını belirli sınırlar dâhilinde kullanabilmelerini sağlayabilmekte ve hatta bir takım hallerde mülkiyet hakkının kamu yararı karşısında görerek mülkiyet hakkını sonlandırabilmektedir.

İdare kanunlarla bağlı bir kamu tüzel kişisi olarak kendini göstereceğinden alacağı kararların bir kanuna dayanması tüm işlemlerinin hukuka uygun olması zorunludur. Ayrıca Anayasamız 125. Maddesinde de belirtildiği üzere İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

İdarenin alacağı kararların Hukuka uygun olması gerekmekle beraber Hukuka aykırı olarak idari işlemler de gerçekleşebilmekte idare Hukuka aykırı işlemler yapabilmektedir. İşte bu durumda idarenin hukuka aykırı işleminden doğan zararlar idarenin kusur sorumluluğu esaslarına göre tazmin edilebilecek idare mahkemelerinde açılacak iptal ve tam yargı davalarında gerek hukuka aykırı işlem iptal edilebilecek gerekse hukuka aykırı olarak verilen zarar giderilebilecektir.

DANIŞTAY 11.Daire Esas:2005/1353 Karar:2007/6248 29.06.2007 tarihli kararında Deprem nedeniyle zararların oluştuğunun ileri sürülerek tazmin istenilmesi hakkındaki dava da “Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Olaya bu açıdan bakınca yukarıda yapılan belirleme sonucu olayda idarelerin hareketsizliği söz konusu olmakla öğretide de kabul edildiği gibi idarenin bu hareketsizliğinin olarak kabulü gerekmektedir.

Mücbir sebep, sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olayı ifade eder. Bu sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran ve zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kesen dış bir etken olarak doğal, toplumsal veya hukuki bir olaydan kaynaklanabilir. Sezilememezlik, karşı konulamamazlık, kusursuzluk ve gerçeklik halleri mücbir sebebin ayırt edici öğelerini oluşturmaktadır.”[4]

Denilerek idarenin kusur sorumluluğunun genişliğine ayrıca kusursuz sorumluluğun nasıl bir şekilde yorumlandığına dikkat çekmiştir. [5]

2. KUSURSUZ SORUMLULUĞU

İmar mevzuatından doğan ve kamu yararı gereği gerçekleştirilen kimi işlemler Hukuka uygun olarak tesis edilmiş olsa dahi bir takım özel hukuk kişilerinin doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmelerine yol açabilecektir.

İdarenin imar hukukundan doğan kusursuz sorumluluğu genel olarak Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi ( Fedakarlığın Denkleştirilmesi ilkesi[6] ) kapsamında değerlendirilmektedir. Danıştay  13. Dairesi bir kararında “İdarenin tazmin sorumluluğunu düzenleyen Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir. Buna göre, idari eylem ve/veya işlemler nedeniyle yönetilenlerin patrimuanında ortaya çıkan eksilmenin ya da çoğalma olanağından yoksunluğunun giderilmesinin karşılanabilmesi için; zarara yol açan idari eylem veya işlemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanmasına elverişli bulunması gerekmektedi.” İfadesiyle idarenin kusursuz sorumluluğunun uygulanabilirliğini izah etmiştir.

Buna göre idarenin imar hukukundan doğan idari işlemlerinden bir zarar doğduğu takdirde zarar kusursuz sorumluluk hükümlerine dayanılarak karşılanabilecektir. 

SONUÇ

İdarenin İmar Hukukundan doğan sorumlulukları Anayasamız 2. Ve 125. Maddelerine dayanılarak Kusur ve Kusursuz sorumluluk halleri başlıkları altında düzenlenmiş olup, İdarenin imar uygulamalarından doğan sorumlulukları eğer bir hizmet kusuru mevcut ise hizmetin geç işlemesi, gereği gibi işlememesi, hiç işlememesinden doğacak bir sorumluluk olacaktır. Ancak idarenin işlemleri hukuka uygun olarak gerçekleşmiş olsa dahi özel hukuk tüzel kişileri bir takım zararlarla karşı karşıya kalabilir. Bu zararlar imar uygulamalarından kaynaklanan işlemler neticesinde meydana gelecek olup idarenin kamu yararına dayanarak gerçekleştirdiği işlemler nedeniyle fedakarlığa maruz kalan kişilerin zararları Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi gereğince giderilecektir. Böylece zarar gören kişiler haklarına kavuşabilecek gördükleri zararın giderilmesiyle birlikte tatmin olabileceklerdir. Ayrıca kamu vicdanı rahatlayacak ve devletine güvenen bir toplum düzeni oluşabilecektir. 

“İnsanları Yaşat Ki Devlet Yaşasın”

Şeyh Edebalı

Bu metin Avukat Ahmet Can ÇAĞIRAN tarafından kalem alınmıştır.

KAYNAKÇA

Dr. Hüseyin BİLGİN, Prof Dr Yasin SEZER İmar Kanunu Uygulama Rehberi 5. Baskı Adalet Yayınevi Ankara 2017

Beşir AKINCI “ FEDAKARLIĞIN DENKLEŞTİRİLMESİ İLKESİ” Makale Dergipak.gov.tr

Prof. Dr. Şükrü Haluk AKALIN v.d. Türkçe Sözlük 11. Baskı Ankara 2011 Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınlarıs.527

Kemal Gözler,Gürsel KAPLAN İdare Hukukuna Giriş , Ekin Yayınevi 23. Baskı sayı 2017

Muhammed Ali AYDIN” İdarenin Hizmet Kusurundan Doğan Sorumluluğu” Yüksek Lisans Tezi Ankara 2015


[1] Prof. Dr. Şükrü Haluk AKALIN v.d. Türkçe Sözlük 11. Baskı Ankara 2011 Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınlarıs.527

[2] Kemal Gözler, İdare Hukuku, s.1275 Cilt 10 sayı 2010

[3] Muhammed Ali AYDIN” İdarenin Hizmet Kusurundan Doğan Sorumluluğu” Yüksek Lisans Tezi Ankara 2015

[4] DANIŞTAY 11.Daire Esas:2005/1353 Karar:2007/6248 29.06.2007

[5] Dr. Hüseyin BİLGİN, Prof Dr Yasin SEZER İmar Kanunu Uygulama Rehberi 5. Banskı Adalet Yayınevi Ankara 2017

[6] Beşir AKINCI “ FEDAKARLIĞIN DENKLEŞTİRİLMESİ İLKESİ” https://akincihukuk.files.wordpress.com/2016/05/fedakarlc4b1c49fc4b1n-denklec59ftirilmesi-ilkesi.pdf

Sosyal Medya Hesaplarından Paylaş

Sosyal Medya Hesaplarımız

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: