Gabin (Aşırı Yararlanma)

Gabin (Aşırı Yararlanma)

Gabin (Aşırı Yararlanma) , TDK sözlüğünde “alışverişte satın alınan mala ödenene karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma” olarak tanımlanmıştır. Hukuken ise kısaca edimler arasında açık oransızlık olarak olarak tanımlanabilir.

818 Sayılı Borçlar Kanununun 21. Maddesinde “Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Bu müddet, akdin inikadından itibaren cereyan eder”
şeklinde tanımlanmış olup, 04.02.2011 Tarihinde Resmi gazetede yayımlanan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunununda ise Genel Hükümler kısmında 28. Maddede düzenlenmiştir. İlgili madde de “gabin” olarak tanımlamaktan vazgeçilmiş, kelimenin kısa açıklaması niteliğinde “aşırı yararlanma” olarak değiştirilmiştir.

Gabin (Aşırı Yararlanma)

1-Edimler Arası Açık Oransızlık Olmalıdır

Gabin (Aşırı Yararlanma) hükmünün konulma amacı; taraflardan birinin zor durumda kalmasından, düşüncesizlik ya da deneyimsizliğinden faydalanamak suretiyle edimler arasında aşırı oransızlık olan sözleşme kurmasının önüne geçilmek istenmiştir. “Gabin, dar ve zor durumda kalmalarından ötürü sözleşme yapmaya sürüklenmiş olan kişileri korumak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek için daha çok sosyal amaçlarla kabul edilmiş bir müessesedir (YHGK. 24.1.1973 T. 1971/1-1376 E, 24 K.)

Kanun maddesi de açık oransızlık ibaresini kullanmakla birlikte bu hususta herhangi bir kriter koymamış, hakimin somut olayın özelliğine göre  hüküm kurmasının uygun görmüştür. Doğru olan bir yaklaşım sergileyen kanun koyucu, hayatın olağan şartları içerinde değerlendirilmesi gereken bu durumu her somut olayda ayrı değerlendirilmek üzere açık bırakmıştır. Hakim; taraflar arasındaki olayı tüm ayrıntılarıyla inceleyecek, kanun maddesinde yer diğer şartların varlığı halinde “açık oransızlık” olup olmadığını hukuka uygun olarak takdir edecektir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/10938 E. 2012/10436 K. Sayılı kararında “… Gabin (Aşırı Yararlanma) davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde mutazarrırın kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.” Demek suretiyle bu hususa dikkat çekmektedir.

Yine Yargıtay’ın emsal teşkil eden kararları icelendiğinde, genel olarak; edimler arasındaki oransızlığı %50 olarak görmekte (YARGITAY 1.HD E:1969/391 K:1969/1133 T:04.03.1969 ve E:1976/10791 K:1976/12751 T:27.12.1976), genel olarak bu oran üzerinden sonuca gidilmektedir. Bu hususta salt oran üzerinden gitmek her zaman doğru sonuçlar vermeyeceğinden, bu oran sadece yol gösterici olarak görülmeli, yine somut olayın özellikleri dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Son olarak edimler arasındaki açık oransızlık, sözleşmenin kurulduğu tarihe göz önüne alınması gerekir.

2-Oransızlık Zarar Görenin Zor Durumda Kalmasında veya Düşüncesizliğinden Ya Da Deneyimsizliğinden Yararlanmak Suretiyle Gerçekleşmelidir

Kanun maddesi tarafların edimleri arasındaki oransızlığı, zarar görenin(mutazarrırın), düşüncesizliği, deneyimsizliği ya zor durumda kalmasından faydalanmak suretiyle elde edilmesini aramıştır. Düşünce dış dünyanın insan zihnine yansıma, düşüncesizlik ise çevresinde var olan dış dünyanın zihinde yansımaması olarak görülebilir. Deneyim; bir kimsenin belli bir sürede veya hayat boyu edindiği bilgilerin tamamı, tecrübelerin bütünüdür. Kişinin bunlardan yoksunluğu deneyimsizliğini göstermektedir. Zor durumda kalma(müzayaka) ise, kişinin bulunduğu durum itibariyle çaresizlik içerisinde olması, başka yolunun olmaması, çıkmaza girmesi olarak tanımlanabilir.  Bu hususlar her somut olayda hakimce değerlendirilmeli, somut olayın özelliklerine göre karar vermelidir. Bir bankanın düşüncesizlik veya deneyimsizliğinden söz etmek çok zor hatta imkansız olabilecekken, yıllardır köyünde yaşamış dış dünyadan bir nevi izole olan bir vatandaş için bu şartlar daha kolay kabul edilebilecektir.

3-Zarar Gören Durumun Özelliğine Göre Karşı Tarafa “Sözleşmeyle Bağlı Olmadığını Bildirerek Edimin Geri Verilmesini ya da Sözleşmeye Bağlı Kalarak Edimler Arası Oransızlığın Giderilmesini” İstemelidir

Kanunun maddesinin ilk fıkrasında kanun koyucu, zarar görene seçimlik haklar vermektedir. Zarar gören sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirip edimlerin iadesini isteyebileceği gibi, sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini de isteyebilir. Sözleşmenin iptali istemi bir fesihten ziyade sözleşmeden dönme niteliği taşıdığından, zarar görenin iradesinin karşı tarafa ulaştığı andan itibaren sonuç doğuracaktır. Varması gereken bu irade beyanı bozucu yenilik doğuran bir hak niteliği taşıyacağından sonrasında açılan dava, tespit vazifesi görecektir. Yine aşırı oransızlıpın giderilmesi talebinde bulunulurken, TMK’nın 2. Maddesinde yer alan dürüstüklük kuralına uygun davranılmalı aksi halde kanunun ulaşmak istediği amaçtan sapılmış olacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak kanun koyucu, zarar görene, seçimlik olarak haklar tanımış olup, bu hakların kullanılmasını şekil şartına bağlamamış varması gereken bir irade beyanı demekle yetinmiştir.

4-Zarar Gören Hak Düşürücü Süreler İçerisinde Talepte Bulunmalıdır

Zarar gören(mutazarrır) düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten itibaren, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde ve her halde 5 yıl içinde kullanmalıdır. Dikkat edilmesi gerekirse, hak talebinde bulunulmasını süreye bağlayan kanun koyucu, bu süreyi sözleşmenin yapıldığı tarihe değil düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği, zor durumda kalmada ise u durumun ortadan kalktığı tarihe göre belirlemiştir. Uzun olan sürenin haksız fiil, sebepsiz zenginleşme gibi hukuki meselelerde yer alan 10 yıllık süreden farklı olarak, sözleşmeye güven ve ahde vefa ilkeleri gereğince 5 yıl olarak belirlendiği hususu da dikkatlerden kaçmamalıdır.

Av.Ali Bayram YILDIRIM

Sosyal Medya Hesaplarından Paylaş

Sosyal Medya Hesaplarımız

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: