Deprecated: Function create_function() is deprecated in /var/www/wp-content/themes/colormag/functions.php on line 1
Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları - Avukat Ali Bayram Yıldırım

Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları

İngilizce “malpractice” kelimesinden gelen malpraktis, Türkçede  yanlış şekilde “malpraktis” olarak kullanılagelmiş ve bu şekilde dilimize yerleşmiştir. Türkçede yer edindiği ve uygulamada yer aldığı üzere Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davalarının özü, hangi hallerde açılabileceğini, görevli ve yetkili mahkemelerin hangileri olduğu vs. gibi hususları açıklamaya çalışacağız.

Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları Nedir ?

Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları , hekim, hemşire, ebe, diyetisyen, fizyoterapist vs. gibi sağlık çalışanlarının yapmış oldukları ve hukuken kusurlu olmaları sonucunu doğuran eylemlerden kaynaklı olarak açılan davalardır. Uygulamadaki davaların hemen hemen tamamı hekimin sorumluluğu kaynaklıdır. Hekimin kusuru, hekimin hastanın teşhis ve tedavisini yaparken bilgisizlik, beceriksiliği yahut ihmalinden kaynaklanan hataların tümü olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan hekim hatası, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde genel olarak şu şekilde tanımlanmıştır:Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir. Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları

Hekimin sorumluluğu genel olarak 3 ana başlık altında incelenmekte ve bunun üzerinden sorumluluk hususu değerlendirilmektedir.

Teşhis(Tanı)

Yapılan tüm tetkikler sonucunda hastalıkla ilgili olarak varılan kanıya denir. Teşhis aşamasında yapılan hatalara baktığımızda; yanlış tanı konulması, hasta geçmişinin tam ve eksiksiz yapılmamış olması ve hastaya özel durumların net ve kesin olarak saptanmaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Hekimin tanı/teşhis koyarken gerekli özeni göstermesi gerekir. Bu özen, yapılacak müdahale ile ilgili sonuç doğurabilecek tüm hususların saptanması, bu konuda hastadan veya yakınların hastanın öyküsünün alınması, salt bu öyküyle yetinmeyip daha somut ve objektif sonuçlara ulaşması olarak tanımlanabilir. Hekimin, gerekli araştırmayı yapmaksızın, konulan yanlış teşhis sebebiyle -doğru tedavi yapılsa- dahi hastaya vemiş olduğu zarar, hekimin teşhis aşamasındaki kusurundan kaynaklı sorumluluğunu doğuracaktır.

Tedavi

Teşhis aşamasından sonra, hastalığın iyileştirilmesi ve hastalığın kişinin hayati fonksiyonları üzerindeki etkisinin kaldırılması amaçlı yapılan işlemleri tümü tedavi olarak nitelendirilir. Tedavi maddi bir sıkıntının ortadan kaldırılması olabileceği gibi ruhsal bozukluğun düzeltilmesi olarak da yapılabilir. Gerekli özeni göstererek yahut şans faktörünün devreye girmesiyle doğru teşhisi koyan hekimin bir sonraki aşamada yapacağı işlem “tedavi” aşamasıdır. Teşhiş ile bir bütünlük arz eden bu husus, teşhis ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan, birinde yapılan hata diğerinin de sonuçsuz kalmasına sebep olacaktır. Son olarak hekim, en uygun tedaviyi seçmek zorundadır. Bu tedaviyi yaparken Hasta Hakları Yönetmeliğinde yer alan Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağına uymak zorundadır. Bu yasak ilgili yönetmelik maddesinde; Teşhis, tedavi veya korunma maksadı olmaksızın, ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şey yapılamaz ve talep de edilemez.” Olarak tanımlanmıştır.

Sonuç olarak hekim teşhis aşamasından sonra, ilgili teşhise uygun olarak yapacağı tedaviyi belirlerken hastanın ölümüne, hayati tehlikeye yol açabilecek tedavi yöntemlerine başvurmamaya özen göstermeli tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapmamalıdır. Hekim teşhisi koymuş ve tedavi uygulamışsa yapılan tedavi sonucunda ortaya çıkan zarardan hekim doğrudan sorumlu olmayacaktır.

Hekimin meydana çıkan zarardan sorumlu tutulabilmesi ancak şu hallerde mümkündür:

  • -Zorunlu koruyucu önlemler alınmamışsa,
  • -Uygulanan tedavi yöntemi, tıp biliminin genel kabul gören kurallarına aykırıysa,
  • -Yeterli özen gösterilmemişse,
  • -Tedavi sırasında “en güvenilir, en emin yolu tercih etme” ilkesi ihlal edilerek hasta
  • gereksiz yere tehlikeye sokulmuşsa. (Ünal ER,Sağlık Hukuku,Ankara 2019)

Diğer Hususlar

Teşhis ve tedavi aşamasında ortaya hekim hatalarının yanı sıra, teşhis ve tedavi doğru yapılmasına rağmen bu aşamalar içerisinde net olarak yer almayan, teşhis ve tedavi dışında daha çok organizasyon hataları olarak görülebilecek hatalarda hekimin veya sağlık kuruluşunun sorumluluğunu doğurabilecektir. Hastanenin stabilizasyonu sağlamamış olması, hastanın hastaneye girişinden çıkışına kadar olan tüm alanların bu stabilizasyona uygun hale getirilmesi, hastanın rızasının alınması gereken hallerde hukuka uygun olarak rızanın alınmış olması, hastayı ve yakınlarını aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olması vs. hususlarda teşhis ve tedavi dışında hukuken sorumluluk doğuran, hem hekimi hem de sağlık kuruluşunu birlikte veya ayrı ayrı sorumluluk altında bırakan diğer hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Yargıtay’ın konuyla ilgili bir kararında bu husus şöyle belirtilmektedir:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi         2016/7094 E.  ,  2019/3740 K.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda hastane yönetiminin hastaların aydınlatılması ve rızasına ilişkin olarak gerekli kurallara uyması konusunda hekimleri bilgilendirmesi gerektiği, bunun yapılmamasının organizasyon hatası olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu takdirde hekimin değil hastanenin tazminat sorumluluğu bulunduğu, somut olayda da hastanenin matbu formlar ile aydınlatma sistemi kurduğunun anlaşılması nedeni ile sorumluluğun hastanede olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Ne var ki; yukarıdaki açıklamalar ışığında aydınlatma yükümlülüğünün asıl olarak hekimin üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Dosya kapsamından aydınlatmanın makul bir süre önce yapılmadığı, hastaya düşünmesi için makul bir süre verilmediği, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinden her iki davalının da sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, aydınlatıcı onam yükümlülüğünün yerine getirilmesinden hekim ve hastanenin birlikte sorumlu olduğu kabul edilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç olarak; hekim hatalarından kaynaklanan davalarda, hukuki sorumluluğu doğuran meseleler teşhis/tanı, tedavi ve diğer sebepler olarak değerlendirilmekte olup, bu meselerin tamamını içeren organizasyonun her kademesinde gerçekleşen hatalarda hukuki sorumluluk gerektireceği ortaya çıkmaktadır.

Doktor Hatalarının Hukuki Niteliği

Hekim hatalarından kaynaklı olarak açılan davaların hukuki niteliği doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, 3 ana başlık altında bu davaların açılması mümkün görünmektedir. Bunlar:

Sözleşmeden Doğan Sorumluluk Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları

Sözleşmenin niteliği farketmemekle birlikte, yapılan sözleşmelerin adının değişmesi(eser,tedavi vs) sonucu değiştirmeyecektir. Yargıtay uygulamasında yerleşik içtihatlarda genel olarak vekalet sözleşmesi olarak görülmekte ve buna uygun çözümler sunulmaktadır. (Örneğin:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/778 E., 2019/329 K.). Yapılan hatadan kaynaklı olarak, sözleşmeye aykırılık sebebiyle açılacak davalarda  hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirelecektir. Yine konuyla ilgili uzman kişilerin vereceği raporlar doğrultusunda ve hakimin hukuk bilgisi çerçevesinde illiyet bağının varlığı, zararın varlığı, hukuka aykırılığın varlığı ayrı ayrı değerlendirilecek, bunlardan herhangi birinin olmaması halinde hekimin sorumluluğuna da gidilemeyecektir.

Vekaletsiz İş Görmeden Doğan Sorumluluk

Hasta ile Hekim arasındaki sorumluluğun sözleşmeye dayanmadığı hallerde, vekaletsiz iş görmeden kaynaklı sorumluluğa gidilebilecektir. Hekimin acil bir durumda müdahalede bulunduğu haller, ameliyat sırasında operasyonun genişletilmesinin zaruri olduğu durumlar vekaletsiz iş görme hükümlerinin uygulanacağı hallere örnek gösterilebilir. Vekaletsiz iş görenin özen borcu, sözleşmeden kaynaklı olarak yapılacak tedavide gösterielecek özen borcuyla eşdeğerdir.

Haksız Fiilden Doğan Sorumluluk Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları

Hekimin bir kamu hastanesinde çalışması halinde veya kamu görevlisi olmakla beraber bir özel sağlık kuruluşunda hizmet vermesi halinde, hekimin hukuki sorumluluğunda sözleşmeye dayalı hukuki sorumluluğa gidilemeyecektir çünkü; kamu görevlisi olan hekimin verdiği hizmet kamu hizmeti sayılacağından, sözleşmesel bir ilişkiye dayalı tedavi yapılması mümkün olmayacaktır(Sağlık Hukuku,Er,2. Baskı). Haksız fiilden kaynaklı sorumluluk, sözleşmesel sorumluluktan farklı olarak her halde 2 ve 10 yıllık sürelere tabi iken sözleşmesel sorumluk niteliğine göre 5 yıllık ve 10 yıllık iki farklı sürelere tabi olacaktır. Şunu da unutmamak gerekir: Haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk davalarında fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ve bu suç için öngörülen ceza davası zamanaşımı daha uzun bir süre öngörüyorsa, bu durumda haksız fiil zamanaşımı için bu süre uygulanacaktır. Ceza zamanaşımı süresinin hem bir hem de on yıllık zamanaşımı süresi yönünden uygulanacağını da belirtmek gerekir (Eren; s. 800).

Yine sözleşmesel sorumlulukta sadece sözleşmenin tarafı olan kişiye bu sorumluluktan kaynaklı olarak dava açılabilecekken, haksız fiilden kaynaklanan sorumlulukta ise asıl kişi ile birlikte müteselsil olarak sorumlu olacak kişilerde sorumlu tutulabilecektir.

Maddi ve Manevi Tazminat

Hekim hatasından kaynaklanan davaların yegane sonucu açılacak olan maddi ve manevi tazminat davalarıdır. Gerek hastanın kendisi gerekse şartların oluşması halinde hastanın yakınlarının bu davayı açmasında hukuki yarar mevcut olacaktır.

Maddi Tazminat

Kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmenin karşılanmasıdır. Bu eksilme meydana gelen hekim hatasından sonra ortaya çıkan doğrudan zarar olabileceği gibi, oluşan zarara bağlı olarak ortaya çıkan diğer zararlarda olabilir. Zarar görenin yaptığı tedavi masrafları doğrudan zarar olarak görülebilecekken, tedavi sürecinde işe gidilememesi, işin kaybedilmesi ise hatadan kaynaklı dolaylı zarar olarak görülebilir. Zararın miktarını ispat yükü hastaya aittir. Zararın miktarı belirlenemiyorsa belirsiz alacak olarak açılmasında bir engel yoktur. Maddi tazminat olarak hangi kalemlerin isteneceği TBK:54 hükmüne bakılarak belirlenecektir. Bu hükme göre;

  • Tedavi giderleri,
  • Kazanç kaybı,
  • Çalışma gücünü azalmasından ya da yitirilmesinden kaynaklanan kayıplar,
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar maddi kayıp olarak nitelendirilir.

Bedensel zararla birlikte ölüm meydana gelmişse eğer, TBK:53 maddesine göre zarar belirlenecektir. Bu maddeye göre zarar kalemleri şunlardır:

  • Cenaze giderleri
  • Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan  kayıplar.
  • Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

Madde örnekleme yoluyla saymış olup, bunun dışında ve  ölüme bağlı zararlarda talep edilebilecektir.

Doktor Hatası (Malpraktis) Tazminat Davaları

Manevi Tazminat

Zarar görenin veya şartların oluşması halinde yakınlarının, zarar verici olaydan dolayı yaşamış oldukları manevi acı ve ıstırabın dindirilmesi adına verilecek olan tazminattır. TBK:56 bu hususu; “ Bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” diyerek düzenlemiştir. Maddi tazminatta olduğu gibi davalının kusurunun varlığı veya kusursuz sorumluluk halinin varlığı bu dava için bir koşuldur.

Kişinin ölmesi veya ağır bedensel zarara uğraması halinde, mutazarrırın yakınlarıda manevi tazminat olarak uygun bir miktar talep edebilir ancak salt kişinin zarara uğramış olması yakınlarına manevi tazminat verilmesi için yeterli değildir. Kişinin uğramış olduğu zarar ağır bedensel zarar olmalı ve bu zarardan dolayı yakınlarının etkilenmiş olduğunun ispatı gerekir. Sevgi bağları kanıtlandığı sürece, nişanlı, metres,arkadaş gibi kişilerin manevi tazminat isteminde hukuken bir engel yoktur. Manevi zarar hakimce belirlenecektir.

22.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da etraflıca açıklandığı üzere, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarar uğrayanın manevi ısdırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır. Manevi tazminatın kapsamını takdir hakkı, kural olarak yargıca aittir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, hak ve adalete uygun davranmalı, hukuk biliminden yararlanmalı, toplumun sosyal, ekonomik ve moral yapısını ve özellikle de somut olayın koşullarını gözetmelidir. Takdir edilecek tutar, bir yandan manevi acıları gidermeli, kamuoyu ve sosyal vicdanda kabul görmeli, diğer yandan ise zarar gören açısından zenginleşme aracı olmamalıdır(11. Hukuk Dairesi         2014/10109 E.  ,  2014/17523 K.).

Dava Kim/Kimlere Karşı Açılabilir?

Doktor hatası kaynaklı zarardan müzdarip olan her kimse bu davayı doğrudan açabilir. Bunun dışında şartları varsa ve zararın ispatı mümkünse destekten yoksun kalan(eş, çocuk vs.) veya ilerde desteğini alacak kişiler(anne baba gibi) de dava açabilir. Dava açabilecek kişinin yapması gereken ortaya çıkan maddi zararını ispatlamak olacaktır aksi halde bu davayı açma şansı yoktur. Bu durumda dava açsa da taraf sıfatını kazanamayacaktır.

Manevi zararla ilgili tazminat davasını; zarar gören, zarar görenin yakınları ölüm halinde desteğinden yoksun kalanlar TBK:56 kapsamında açabilir. “sevgi bağları kanıtlandığı taktirde, nişanlı, metres ve hatta arkdaş da manevi tazminat talebinde bulunabilir(Özçelik, Karaduman,Bafra, Yıldırı,Çelik,Ülker-Hemşirelikte Haklar ve Sorumluluklar).

YARGITAY İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 22.06.1966 gün ve 1966/7 E. 1966 /K.  sayılı Kararı manevi tazminatın esaslarını belirlemede büyük rol oynar.

“…ölenin yakınları veya cismani zarara uğrayan, maddi ve manevi tazminatı birlikte dava edebilecekleri gibi, yalnız manevi tazminata hükmedilmesini de isteyebilirler.”

“…Eli çizilen bir kimseye cizmani zarara uğradığı diye kural olarak manevi tazminat hükmedilmesi icap etmez. Demek ki, cizmani zarara uğrayan kimsede veya ölenin yakınlarında önemli bir manevi zarar (elem, ızdırap) husule gelmeli, yani gerçekten manevi bir tatmin ihtiyacı doğmuş bulunmalıdır. Ölüm vuku’u bulmuşsa, sağlığında ölen ile davacı arasındaki münasebetin mahiyeti ve derecesi bu hususun takdirinde büyük rol oynar.”

“…Esasen manevi tazminat, ne bir ciza ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü, davacının mefaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği içinde, gerçek manasında bir tazminat sayılamaz. Manevi tazminat, mağdurda veya zarar
uğrayan da bir husur hissi, bir tatmin duygusu tevhit etmelidir. (H. Becker,m. 47,No.1)”

Hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Medeni Kanun’un 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır(13. Hukuk Dairesi,2019/2161 E.,2019/7143 K.)

Açılacak maddi-manevi tazminat davalarında alınan hizmet bir kamu hastanesinden alınmışsa, hastanenin verdiği hizmet sözleşmeden değil, kamu hizmetinden kaynaklanacaktır. Kamu hizmetinin sağlanması sözleşmeden kaynaklanmadığından haksız fiil sorumluluğu kapsamında, idare hukukundaki hukuki mekanizmalar işletilecektir. Doğrudan hekimin kendisine dava açılması mümkün olmadığından, doğrudan idare aleyhine dava açılacaktır. Tam yargı davası şeklinde görülecektir. İdarenin ödediği tazminatı ilgilisine rücu etme hakkı saklıdır. Bu husus Anayasamızın 129/5 Hükmüyle idarenin bir hakkı olarak yasal zemine oturtulmuştur.

Yapılan yanlış müdahale özel hastaneden kaynaklı ise, davalı sıfatı hastane ve ifa yardımcısı olarak doktorun sorumluluğu doğacaktır. Hasta ile hekim ayrı bir tedavi sözleşmesi yaptığında hastane ve hekimin birlikte sorumluluğu doğacaktır. Hastane ile birlikte çalışmasına rağmen tedavi hekim tarafından ayrı olarak yapılıyor ve bu bağımsız bir tedavi halini alıyorsa, sorumluluk artık, sadece hekimde olacaktır. Hastanın özel hastanede tedavi olması sırasında meydana gelen zarardan sorumluluk bu şekildedir.

Görevli ve Yetkili Mahkemeler Hangileridir?

Doktor hatası kaynaklı açılacak maddi ve manevi tazminat davalarından, dava açılacak taraf bir hekim veya özel hastaneyse, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunun 3. Maddesi gereğince Tüketici Mahkemesinde görülecektir. İlgili Kanun “ …mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi… “ tüketici işlemi olarak tanımladığından, bu kanuna göre açılacak davalar Tüketici Mahkemesinde görülecektir.

Davalı taraf bir kamu hastanesi, vakıf hastanesi veya aile sağlık merkezi gibi bir kamu kurumu, kuruluşu  ise bu durumda idari dava olarak açılacak ve bir tam yargı davası şeklinde görülecektir. Yine doktorun şahsına karşı değil, doğrudan idareye karşı dava açılması zorunludur.

Hukuk Mahkemelerinde açılacak davalar için yetkili mahkeme, 6100 HMK’da yer alan (sözleşme ve haksız fiilden kaynaklı davalarda yetkili mahkeme hükümleri) Genel Yetkili yer mahkemeleridir. Yine  6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73/5 maddesi gereğince tüketici kendi yerleşim mahkemesinde de bu davayı açabilir.

Dava Hangi Sürelerde Açılabilir?

Sözleşmeden doğan sorumlulukta zamanaşımı kural olarak alacağın muaccel olmasından itibaren on yıldır (BK 125, TBK 146),V

Vekâlet sözleşmesinin de dâhil olduğu kimi hâllerde ise bu süre beş yıldır (BK 126/4, TBK 147/5)

Vekaletsiz iş görme hükümlerine göre ise 10 yıldır(BK 146).

Haksız fiile dayanılarak açılacak davalarda ceza davası daha uzun bir süre öngörmediği müddetçe 2 ve 10 yıllık süreler geçerli olacaktır. Ceza davası daha uzun bir süre öngörmüşse bu hem 2 hem de 10 yıllık süre için uygulanacaktır.

Yine Kamu aleyhine ve idare mahkemelerinde tam yargı davası olarak açılacak davalarda 2577 Sayılı Kanunun 13. Maddesinde yer alan “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” Hükmü  uygulanır.

Av.Ali Bayram YILDIRIM


Sosyal Medya Hesaplarından Paylaş

Sosyal Medya Hesaplarımız


Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: